11 Eylül 2017

Sakatlayan Kapitalizm ve Sakatlığına Tapan Narsist İnsan



Sakatlayan Kapitalizm ve Sakatlığına Tapan Narsist İnsan
            Sakatlık çalışmaları genellikle sakatların demografik özelliklerini, işgücüne katılım oranlarını, eğitimsel durumlarını, toplumsal entegrasyonunu yada ekonomik alanda yoksulluk- açlık sınırında oluşları hakkında veri ve ek bilgileri içerir. Sakatlığın oluş nedenleri, sakatlığa karşı sergilenen tutum, davranış ve istatistikler yine inceleme konusudur. Ne var ki bu çözümlemeler, sakatlık alanında geleneksel Ortodoks çalışmalara tekabül eder. Çünkü bu çalışmalar  kapitalizmin sosyal devlet anlayışının  Keynezyen ekonomik politikalarında vücut bulan formel alanın sosyo-ekonomik sorunlarını kapsar. Oysa günümüzde formel alanın paradigmaları sorunlu olduğu iddia edilerek küresel sermaye tarafından işlevsiz hale getirilir. Böylece devletin müdahalesiyle uygulanan sosyal politikalar küreselleşmeyle birlikte muğlak ve keyfi kurallara göre egemen sınıfın talepleri doğrultusunda yürütülür. Kapitalist sistem, küreselleşme aracılığıyla modernizmden postmodernizme, fordizmden postfordizme  yeniden işi ve emeği örgütlemesi,  toplumsal ilişkileri düzenlemesi, yeni bir kültürün ve dilin  ideolojisini inşa etmesiyle  sosyal devlet anlayışının geleneksel yapılarını etkisiz kılmıştır.  Bu çerçevede toplumsal bir sorun olan  sakatlık alanı da sivil toplum örgütlerinin   hayırseverlik (filantropi) politikalarına terk edilmiştir. Yani yasal düzenlemelerden sorumlu olan sosyal devlet anlayışı yerine hayırsever kurumlar devreye sokularak hak aramalar geçersiz kılınmaya çalışılmıştır. Sosyal politikaların yerini hayırseverlik ve gönüllülük ilkeleriyle hareket eden informel alana bırakması insanı daha öngörülemez bir yaşamla karşı karşıya bırakmıştır. Aslında gerçek şudur; kapitalizmin piyasa koşullarına bağlı mekanizmalarıyla insanın emeğine yabancılaştırılması sistemin doğasından kaynaklanmaktadır. Sistemin açmazlarını gidermede karar mekanizması olan finansal sermayeyle gelişen küreselleşmenin ortaya çıkardığı esnek çalışma koşulları ve toplumsal örgütlenmeleri sınırlayan yapısıyla beraber hat safhaya ulaşan bu yabancılaşma güvencesiz bir yaşamı zorunlu hale getirir.
            Bedensel sakatlığı olan bireye özgü patolojik durum ile kapitalizmin hastalığı “yabancılaşma” özdeşleştirilebilinir mi? Yani bu kavram bedensel sakatlıkla ilişkilendirilebilir mi?  Toplumsal bir yaratı olan sakatlığın anlamının bedenden kültür alanına kayması; kapitalist üretim tarzıyla ortaya çıkan yabancılaşma ile açıklanabilir mi?

03 Şubat 2017

SAKATLIK OLGUSUNDA HAYIRSEVERLİK: TARİH; SİL BAŞTAN MI?



SAKATLIK OLGUSUNDA HAYIRSEVERLİK: TARİH; SİL BAŞTAN MI?

GİRİŞ

Mağdule Demircioğlu
Alana dışarıdan bakan bir gözlemci, var olan ilişki ve çelişkiler üzerinden orada neler olup bittiğine dair belli bir düşünceye sahip olabilirken, alanın aktörleri açısından durum oldukça karmaşık ve farklıdır. Kendisini çoğunlukla sakatlık alanının bir parçası olarak gören sakat birey -ki bazı durumlarda bunu kabul bile edememektedir- kendi dışındaki alan ile ilişkilerini doğru tarzda algılayamamaktadır. Alanın içinde bir yerde duruyor olmasına rağmen, kendisini kurguladığı dünyanın merkezine koyan öznelliği içinde, dış dünya ile ve onun gerçekleriyle yüzleşmekten kaçınmaktadır. Yanıtlarını, oluşturduğu durumun içselleştirmesi üzerinden vermekte; öngörü, talep ve beklentilerini, bu kurguladığı dünyanın yanılgıları ve yanılsamaları ekseninde oluşturmaktadır. Bu öznel duruşlarla özdeşleştiği bir düzlemde elde edilen verilerin de gerçeği yansıtmayacağı açıktır. Bu sapmanın sadece sakatlara ilişkin bir durum olduğunu düşünmek de yanlıştır. Sorunun diğer aktörleri de benzer yanılgılara sahiptir. Sakatlık sorunuyla ilgili gibi görünen resmi kurumlar, sendikalar, sivil toplum örgütleri vb. de sakatlık alanını tanımamakta, konuyla ilgili yeterli bilgiye sahip olmamakta, geleneksel ön yargıların yarattığı ortamda, sahip olduklarını düşündükleri bilgi düzeyleriyle yargılarda bulunmakta, ortalama fikirler temelinde kesin görüşler ifade etmektedirler.
Bu çalışma, alanın dışında durmaya çalışan bir gözlemcinin -bu her zaman mümkün olmasa da- zaman fonksiyonunu esas alarak, tarihsel dönemler boyunca, kendi yükseliş ve düşüşleri içinde, birbirinin içinden çıkan, hem kendisini hem de karşıtını üreten bir gerçekliğin, sakatlık olgusunun “hayırseverlik” izleği üzerinden kavranmasını bir deneme çabasıdır. Kapitalizmin kendini yeniden üretme mekanizmasının merkezinde yer alan “herkesin bütün nimetlerden faydalanacağı” savında sözü geçen nimetlerden sakatların payına sadece “hayırseverlik” başka bir deyişle sadaka düşmektedir. Buradan hareketle, tarih boyunca var olan üretim tarzlarının, kutsal metinlerdeki düşünce kalıplarıyla nasıl örtüştüğünü açıklamaya çalışacağız.