20 Mart 2009

Ayrımcılık ve Sakatlık Olgusu

Ayrımcılık ve Sakatlık Olgusu
Mağdule Demircioğlu
Toplumsal tarihi incelediğimizde, biyolojik ve kültürel farklılıkların, toplumsal davranışı belirleyen düşünce kalıplarında, her zaman bir ayrımcılığı beraberinde getirmiş olduğunu görürüz. Ayrımcılığa karşı oluşan toplumsal hareketlerde bile, bir tür ayrımcılık ideolojisi çıkar karşımıza. Bu en tipik varlığını dilsel anlatımda bulur. Dışlama-aşağılama, kavramlarının anlamlarının içeriksel tanımları; ırkçılık-cinsiyetçilik ideolojilerinde keskin bir görünüme sahiptir. Irkçılık: Toplumda var olan “isim-derinin rengi”-“dinsel ibadet” gibi farklılıkları ayırımlayarak arılaştırma “kendi”, “biz” kimliğini her türlü karışmadan koruma ve şiddet, hor görme, aşağılama, sömürü biçimleri şeklinde toplumsal görüngülerin varlığıdır. Örneğin; kör bir öğretmenin, öğretmenlik yapamayacağı konusunda Isparta’nın bir ilçesinde toplanan halkın tepkisi, bu toplumsal görüngünün işlevselliğini göstermektedir. Aynı zamanda Büyükşehir Belediyesi’nin, bir parkın adını “Cemil Meriç Görme Özürlüler Parkı” olarak isimlendirmesi de.
Toplumsal yapılar içinde hareket eden ve gelişen ayrımcılık politikaları; siyah-beyaz, erkek-kadın, etnik-dinsel olarak toplumsal yaşantımızda yer alır. Fakat sakatlarla ilgili ayrımcılık-bizden farklı, öteki-için sanki geçerli değilmiş gibi toplumda yok sayılır. En büyük ayrımcılık aslında tam da sakatlık olgusunda gerçek görünümünü ortaya koyar. Geleneksel düşünce sistemimizde “yok” kabul edilen sakatlık daha çok mistik ya da kaderci görüşlerin içinde yer alarak, kurtuluşu tanrının kendini daha çok sevdiği için ödüllendirdiği söylenceleriyle akıldışı düşünme yollarına itilmektedir. Günümüzde biyolojik farklılıkların, kültürel farklılıklara dönüşmesi belki de Sosyal Darwinizm’in başarısıdır. Sosyal Darvinizm’de yaşam-mücadele ilkesi doğada güçlü olanın kalabileceğini, güçsüz olanın ise yok olacağını savunan ve bu düşünce aydınlanma, ilerleme döneminin en önemli varsayımıdır. Sakatın elbette doğadaki mücadeleden başarısız çıkacağı ve üretime katkı sunamayacağı için ortadan kaldırılması kaçınılmaz bir gerçek olarak bu düşünceye göre görünmektedir. Bu varsayım toplumsal rekabetin ne kadar güçlü olduğunu bize göstermektedir. Bilimsel gelişmelerden etkilenmeyen katı sosyal Darwinizm pratik yaşamda ahlaki değerler açısından yara alır. Bu varsayım moral, kültür gibi toplumsal kurumlar tarafından düzeltilerek yüzeysel bir nesnellik kazanır. Ahlaki değerlerin etkisi ile ortaya çıkan sonucun toplumsal yansıması, acıma ya da dışlanmadır. Her iki kavramda sakatlık olgusunun biçimlendirilmesinde temel bir özellik olarak bir arada bulunurlar. Biri olmadan öteki olmaz, psikolojik çözümlemede olduğu gibi. (mazoşizm-sadizm) Acıma ve dışlanma toplumda var olan geleneklerin koşullara bağlı olarak değişmesi, başkalaşması ile farklı biçimlere bürünür. Bu bürünmede ayrımcılık, olumlu ayrımcılığa dönüşmektedir. Toplumsal çelişkiler böylelikle düzeltilmeye çalışılır.
Modern çağımız çalışmanın en büyük erdem olduğunu iddia eder. Sakat bu erdemden yoksundur. Çünkü çalışmanın erdemliliği ancak güçlüler için geçerlidir. Kamusal alan yüzyıllar boyunca topluma kendi değerlerini yavaş yavaş birer tanrısal durumuna getirinceye dek yükseltti. Rekabet toplumsal bir hastalık haline dönüştü ve insani değerlerin yerine geçti.
Böylelikle sakat, toplumsal bütünleşme içinde bu paradigmaları içselleştirerek, idealleştirilmiş toplumsal yaşamın kendisi tarafından bozulduğunu varsayarak, kendini tamamen içine kapatır. Karşı çıkışları toplumsal hareketin dinamik değişkenlerinden biri değildir. Sadece kendine bu dinamik değişkenler içinde bir kimlik arar. Bu kimlik arayışında, onun kendine uygulanan ayrımcılığın farkına varmadan, ya da bilinçli olarak kabulune yöneliktir. Ülkemizde evrensel anlamda var olan ayrımcılık karşıtı hareketin içinde sakatlık olgusu yoktur ve bunu hiçbir sakat örgütü de temel sorun olarak görmez. Ama gerçekte temel sorun budur. Toplumla bütünleşme olumlu ayrımcılık adını verdiğimiz bu düşünce kalıplarının yok edilmesi ile sağlanır. Ülkemizde son dönemlerde oldukça yaygın bir ayrımcılık politikası uygulanmaktadır. Örneğin, anayasanın temel varsaydığı eşitlik ilkesine uyulmadığı görülür. Anayasada var olan keller, körler, topallar öğretmenlik yapamaz yönetmeliğinin ortadan kaldırılmasına rağmen, bir yüksek öğretim kurumunda öğrenim gören körün, körlüğünden dolayı uzmanlık alanında çalışmaması ayrımcılığın en belirgin göstergesidir. Çalışma alanında ise sakatın hiçbir işe yaramayacağı varsayımı ile hareket eden büyük kurumlar sadece kendilerini ahlaki açıdan tatmin edebilme adına sakatı üretime dahil etmekte ama ona yetenekleri doğrultusunda iş vermeyerek aşağılamakta ve bir tür hayırevi görevi üstlenmektedir. Oysa sakatın üretimde rol alması onun en doğal hakkıdır. Çünkü iki dünya savaşı sonunda ortaya çıkan iş gücü açığını kapatmak isteyen işverenler, çocukları ve yaşlıları daha fazla sermaye birikimi için, üretimin içine kattığına göre, elbette “sakat olarak” adlandırdığı yetişkin insanın işgücüne ihtiyaç duyacaktır.
Sınıfları yeniden çözümleyen bazı sosyal tarihçilere göre, toplumsal muhalefetin içinde yer alan sakatların, toplumsal kurumların dönüşümünde etkin bir rolü olacağı iddia edilmektedir. Biz de bu aynı düşünceyle insan haklarının tam uygulanacağı bir sistemin, ayrımcılığı ortadan kaldırabileceğini düşünüyoruz ve bunu ancak bu dönüşümü sağlayabilecek toplumsal hareketlerin içinde yer alarak başarabiliriz.